Your browser (Internet Explorer 7 or lower) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.

X

Navigate / search

Henüz kimse yılbaşının zamanlamasına bir komplo teorisi bağlamadan

Henüz kimse yılbaşının zamanlamasına bir komplo teorisi bağlamadan, herkese mutlu, sağlıklı bir yeni sene dileyeyim.

Birileri çıkıp, “ne zaman bu ülke hamle yapmaya kalksa birileri çıkıp yılbaşı geldi” diyorlar demeden kutlayalım.

Sonra adımız bu ülkenin ileri gitmesini istemeyenlerin arasına karıştırılabilir.

2014 te;

kimsenin kendisine emanet edilen mala el uzatmadığı,
duyguya ihanet etmediği,
duanın başkası için edildiği,
bedduanın hiç olmadığı,
inananların inançlarının göstermelik değil gerçek olduğu,
yalancıların mumunun hiç yanmadığı,
yapılacağı iddia edilen hayırların da kurallara uygun yapıldığı,

bir dünyada yaşamak dileğiyle erkeden iyi seneler dilerim.

Saygılarımla.

Bu Davet Bizim

10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği gündür.

Her devlet kendi kurucusuna minnet ve şükran duyar.

Devleti oluşturan bireyler millet bilincine eriştiklerinde bu minnet ve şükran duygularına ortak olurlar ve bunu ifade ederler.

Bu ülkenin bir vatandaşı olarak kurucumuz Mustafa Kemal’e minnet ve şükran duygularımı sunmak bana hep gurur vermiştir.

Mustafa Kemal’e duyduğum minnet ve şükran, söz konusu Mustafa Kemal Atatürk olduğunda boyut kazanır ve hayranlığa dönüşür.

Hayranlığımın temeli bu ülkenin istiklali için cephede yaptıkları kadar, çağdaş bir ulus yaratmak için harcadığı gayret ve bu uğurda ortaya koyduğu hamlelerden dolayıdır.

Türk dilinin büyük şairi, ulu düşünür Yunus Emre, XIII. yüzyılda;

“ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil”

derken fiziki varlığımızın ölümlülüğü kadar, düşüncelerimizin ve bıraktığımız eserlerin ölümsüzlüğüne vurgu yapar.

Türkiye’yi aydınlatan, nurlandıran, can ve heyecan veren hamlelerini ve cephede dahi kitap okuyarak oluşturduğu zengin düşünce dünyasını bizlere miras bırakan Atatürk’ün bedeni, kendisinin de söylediği gibi bir gün toprak olacaktır ve fakat bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti eseri ilelebet payidar kalacaktır.

Bize düşen bu eseri her geçen gün daha ileriye taşımak ve çağdaş medeniyetin örnek ülkesi haline getirmektir.

İşte o zaman bu topraklar için varını veren herkese ve kurucumuz Atatürk’e olan borcumuzu bir nebze de olsa ödemiş sayılabiliriz.

Bu vatanın evlatlarına; Büyük Türk Şairi, Türkçe’nin Bayraktarlarından
Nazım Hikmet Ran’ın;

“O, saati sordu.
Paşalar: “Uc” dediler,
sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar,
eğildi, durdu.

Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.”

şiirindeki sarışın kurda benzeyen ve mavi gözleri çakmak çakmak olanın heyecanı ve gayreti ile hareket etmeyi tavsiye ediyorum.

Her gün ilerleyen medeniyetin, her gün önder ülkesi olabilmek heyecan ve gayreti ile çalışmaya Atatürk’ün aziz hatırası önünde söz veriyor ve kendini borçlu hisseden herkesi benzer davranışa davet ediyorum.

BU DAVET BİZİM.

Olan olmuştur…

Olan Olmuştur.

Değiştirmek mümkün değildir.

Şu anda toz duman içinde herkes suçluyu aramakta ve maalesef taraflar birbirini suçlamak için malzeme üretmeye çalışmaktadır.

Zaman, suçlu veya suçluları er geç ortaya çıkaracaktır, gerçek hiçbir zaman sürekli olarak saklanamaz.

Suçlular menfaat sağlayanlardır. Menfaatleri uğruna Galatasaray’ın en az bir yılını tehlikeye atanlardır.

Hesabı o güne bırakmak gerekmektedir.

Bugün derhal toparlanmalı, sahip olduğumuz avantajı yeniden devreye sokarak dördüncü Yıldız’ın takılması için gayret göstermeliyiz.

Galatasaray’a ve Galatasaray’lıya yakışan budur.

Bugün risk almayan ve Galatasaray yararına hareket yerine bu durumdan yarar sağlamaya çalışanları hiç unutmayacağımı ve hesap soracağımı şimdiden beyan ederim.

Sahip olduğumuz renklerin asaleti bize gerekli kudreti verecektir.

Yürekten Galatasaray’lılara Saygılarımla.

Futbol bu değildir !

Futbol bu değildir.

Futbolun spor olduğu dönemleri geride bıraktığımızı biliyoruz.

Hiç olmazsa oyun olduğu dönemi geride bırakmayalım.

Belki o zaman bir gün yeniden hem spor, hem oyun olduğu dönemleri görebiliriz.

Bütün sorumluları sorumluluk bilinci içinde davranmaya davet ediyorum.

Bugün taraftarlığın ve çıkarların düşünülmesi gün değildir.

Bugün futbol için eli taşın altına koyma günüdür.

Bu davet futbolu, futbol olarak gören ve seven herkesedir.

Umarım gereken davranışları ve yaklaşımları görürüz.

Galatasaraylılar Üzüntülü

Dün akşam Ali Sami Yen stadında bulunan seyirciler ve tüm dünyadaki Galatasaray’ lılar üzüntülü saatler yaşadılar.

Hiç kimsenin Galatasaray’lılara bunu yaşatmaya hakkı yoktur.

Yenilmek her oyunda olduğu gibi futbolda da vardır ve bunu olgunlukla karşılamak rakip takıma duymamız gereken saygının doğal sonucudur. Ancak oyunu doksan dakika dolmadan bırakmak ve yenilgiye razı olmak Galatasaray’a uygun bir şey değildir.

Elbette yaşanılandan herkesin kendi adına çıkaracağı bir ders vardır.

Her Galatasaray’lı başkalarının bu işteki suçunu düşünmek yerine, kendi kusurunun ne olduğunu düşünmelidir.

Bir daha tekrarlanmaması için yapılması gereken budur.

Bugün doğru zaman olmadığı için, kimlerin ne düşünmesi gerektiğini yazmak yerine, benimsenmesi gereken düsturu yazmakla yetinmek istiyorum.

Yenilmek olabilir, kaybetmek asla.

Zor Zamanda Konuşmak… (II)

“Daha önce ODTÜ olayları için kaleme aldığım bu yazıyı tekrar yayınlama ihtiyacı hissediyorum. 

Kendimi tekrar durumuna düştüğümün farkındayım ama bu durum maalesef her düzeyde yönetenlerin ısrarlı aynı hatalarından kaynaklanmaktadır.

Bu defa aynı yazıyı Gezi Parkı ve ülkeyi yönetme iddiasında bulunanlar için tekrarlıyorum. “

Değerli Arkadaşlar;
Türkiye’de gündem, maalesef yapmayı tasarladığınız işleri yapmanıza müsaade etmez.
Ben sizlerle Spor Kulüpleri Kanunu çalışmaları üzerine düşüncelerimi paylaşmayı tasarlarken, gündem bir anda ODTÜ’de meydana gelen protesto ve arkasından meydana gelen olaylar ile üniversite rektörlerinin bu konudaki açıklamalarına boğuldu.
Türkiye’de (belki de Dünya’da) yaşlanan insanların kendi gençliklerini unutmak gibi bir sorunları var.
Her genç insan hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, gençliği sürecinde mutlaka karşı olduğu düşünceleri protesto etme ihtiyacını duymuştur.
Yaşadığı ülkenin koşullarına, kendisinin sahip olduğu şartlara, ruh hali ile cesaret düzeyine bağlı olarak protesto etkinliğini (eylem terimi özel olarak seçilmemiştir) bireysel veya kitlesel gerçekleştirebildiği kadar gerçekleştirmiş ve fakat hiç gerçekleştirmemiş olsa bile mutlaka gerçekleştirmeyi istemiştir.
Bu etkinlikler katılanların tam olarak kendi iradeleri doğrultusunda gerçekleşmezler. Birçoğuna ağırlıklı olarak çoğunluk psikolojisi etki eder.
İktidar ve güç sahiplerine düşen gençlik günlerini unutmayıp, bu tür etkinlikleri anlayışla ve gerek tavır, gerek dil olarak sevgi ile karşılamaktır.
ODTÜ’de yaşananlar, öğrencilerin ortaya koyduğu protesto etkinliğinin polisin müdahalesi sonucu eyleme dönüşmesidir.
Kameraların tespit ettiği görüntüler öğrencilerin bir eylem hazırlığında olmadıklarını açıkça göstermektedir.
İktidar ve güç sahiplerinin tavırları ile kullandıkları sevgi ve anlayıştan yoksun dil, güvenlik güçlerini olumsuz etkilemiş ve protesto etkinliğini eyleme dönüştürmüştür.
Burada eylemi yapanların iradeleri eylem yapmak değil protesto etkinliği olduğuna göre kınanmasını gerekenler öğrenciler değil, etkinliği eyleme dönüştüren iradeyi ortaya koyan ve yönlendirenlerdir.
Ülkenin kaosa sürüklenmesini istemeyen her akil kişinin yapması gereken, benzer tespitlerde bulunmak ve gücü ölçüsünde sükunetin sağlanması için girişimde bulunmaktır.
Üniversitelerin koruyucusu ve önderi konumunda olmaları gereken rektörlerimiz bu sorumluluklarının gereğini yerine getirerek; kendilerini ifade etmek için protesto düzenlemeyi tercih eden öğrencilerin ve onları destekleyen öğretim üyelerinin de rektörü olduklarını unutmadan demeç vermeli, tavır almalıdırlar.
Bulundukları kurumun tepe noktasında olan veya o noktaya talip olan herkesin bilmesi ve hiç unutmaması gereken öğütler tarihimizin bize yansıttığı değerlerin içindedir.
Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye nasihatı her liderin başvuracağı temel kelamdır.
Bilmeyenler, bilip de unutanlar için giriş kısmını aşağıya yansıtalım.
“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana…
Güceniklik bize; gönül almak sana…
Suçlamak bize; katlanmak sana…
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana…
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana…
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana…
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…”
Yukarıdaki sözler gerçek bir lidere söylenmiştir.
Liderler veya olmaya talip olanlar kendilerine kızan, sevmeyen, küsenleri de bağırlarına basmak, anlamak, dinlemek, sevgiyle kucaklamak zorundadırlar.
Öfke ve kin böler, yıkar, parçalar, korkutur. Korkuya dayalı her üstünlük uzun süre sürse de biter.
Sevgi ise bütünleştirir, büyütür ve varlığı daim yani sonsuz kılar.
Sonsuzluk yani daima karşısında, her süre sınırlıdır.
Bu ülkenin çocuklarını kendi çocuklarımız gibi sevmeye ve hepsini kucaklamaya, kendi geleceğimiz ile insanlık haysiyet ve onuru bakımından mecburuz.
Ben  hem uzun yıllardır üniversite amfilerinde genç arkadaşlarımla vakit geçirmiş bir öğretim üyesi olarak hem de Batı’ya ve özgürlükçü düşünceye açılan pencerenin beşiği Galatasaray Lisesi’nde yetişmiş bir Galatasaraylı olarak, yaşanan son gelişmelerin ardından bu görüşlerimi sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum.
Zor zamanda konuşmayanın bir daha konuşmaya hakkı olmaz.
Bildiğimizi; korkularımız ve çıkarlarımız için başkalarından gizleyenlerden olmak, bize (insana) yakışmaz.
Sevgi ve saygılarımla

Eylem Halktan Başlamış ve Halka Ulaşmıştır

EYLEM HALKTAN BAŞLAMIŞ VE HALKA ULAŞMIŞTIR. BU OLABİLECEK EN BÜYÜK KAZANIMDIR, KAYBEDİLMEMELİDİR.
Değerli arkadaşlarım;
Günlerdir İstanbul’da ve ülkemizin dört bir yanında süren, halkın adam yerine koyulma ihtiyacını ortaya koymaya çalıştığı gösteriler hızını kesmeden sürmeye devam ediyor.
Süreç uzadıkça yılgınlık bekleyenler giderek hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu onları taktik değiştirmeye itiyor, ülkenin bütününde meydana gelenleri birbirinden bağımsız hareketler olarak göstermeye ve birbirinden koparmaya çalışıyorlar.
Daha da önemlisi “Kibir” hastalığını direnenlere de bulaştırmaya ve bu harekete bağlı olan taleplerin olabildiğince artırılmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Direnenlerin birbirinden koparılması ile amaçlanan direnişi sonlandırmak ve birliği dağıtarak bir daha tekrarlanmasına engel olmaktır.
Taleplerin artırılmasını sağlayarak da karşılanamaz talepler bakımından, söylemde harekete başarısızlık yüklemek ve hafızlara da böyle yer etmesini sağlamaktır.
Bu duruma karşı uyanık olmak gerekmektedir ve olmayacak taleplerde bulunmak hatasına düşmemek gerekir.
İktidarın düştüğü ve gerilimi tırmandıran güce bağımlılık eylemcilere de bulaşmamalıdır. Bu hareketin nasıl başladığı unutulmamalı, sivil inisiyatif hiçbir organize gruba bırakılmadan eylem başarı ile sonlandırılmalıdır.
Can kayıplarının başladığı ve bu durumun kışkırtmalar için uygun ortam hazırladığı açıktır.
Eylem halktan başlamış ve halka ulaşmayı başarmıştır. Bu olabilecek en büyük kazanımdır ve kaybedilmemelidir.

Bugün direnişe katılmazsak yarın çocuklarımızın yüzüne bakamayız

Bugün direnişe katılmazsak yarın çocuklarımızın yüzüne bakamayız.
Cumhurbaşkanının, Başbakan yardımcısının, iktidarının bakanlarının, İstanbul Belediye başkanının halka rağmen bir şey yapmanın mümkün olmadığını beyan ettiği, demokrasinin sadece seçimden ibaret olmadığını söylediği bir ortamda; Başbakanın hala geri adım atmadığını beyan eden konuşmaları ve medyanın tavrı insanları tahrik etmektedir.
Liderlik insanları kucaklamaktan geçer, sevdiklerinizi ya da sizi sevenleri kucaklamak marifet değildir.
Önemli olan sizi sevmeyenleri, sizi takdir etmeyenleri kucaklayabilmek onları anlayabilmektir.
Kendileri için değil bir inanç uğruna hareket eden herkes bunu bilir ve yapmaya gayret eder.
Aksine hareket sizi sevenler ile sevmeyenleri karşı karşıya getirir ve ödenemeyecek bir kul hakkının vebalin içine sokar insanı.
Dik durmakla, dikine gitmek arasındaki farkı anlamak insan sevgisini yüreğinde taşıyanlar için zor değildir.
Yunus’u, Mevlana’yı, Hacı Bektaş’ı bilenler her ne ararlarsa insan da ararlar, bir kez gönül kırmanın sonuçlarını bilirler, her günün yeni bir gün olduğunu ve yeni şeyler söylemek gereğinin farkına varırlar.
Bu gün yeni bir gündür ve dün söylenenler bu gün için yeterli değildir.
Bu gün istesek de istemesek de, sokakta en doğal hak ve ihtiyaçları için direnen, adam yerine konulmaktan başka talebi olmayan bu ülkenin insanının yanında olmak günüdür.
Korkunun, kişisel ikbal kaygısının artık insan olanların ruhunda ve aklında yeri yoktur.
Adam yerine konulmak isteyen herkesin yanında olmak, onları adam yerine koyduğumuzu göstermek için sokakta olmak zorundayım.
Gözlerimizin yaşı gazdan değil, gönlümüzün yumuşaklığındandır.