Your browser (Internet Explorer 7 or lower) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.

X

Navigate / search

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam…

Değerli arkadaşlar geçen hafta Perşembe günü mezuniyet töreni ertesinde sizlere son bir ders için taahhütte bulunmuştum.
Bunu yazarken beklentim, aman hocam ne son dersi biz sizden memnunuz bir ömür boyu ders almak isteriz demenizdi.
Ancak herkes son dersi umutla beklediğini gösteren mesajlar yazdı, bütün motivasyonum bozuldu.
O günden beri yazmam gerekenler üzerinde düşünüyorum, fakat zannederim yukarıda yazdığım nedenlerle bir türlü düşüncelerimi toparlayıp sizlere son dersi yapamıyorum. Üstelik işin doğrusu bunu yapmak da istemiyorum.
Siz her ne kadar son dersi beklesenizde, ben bunu yapmamayı ve bu konuda mücadeleye devam etmeyi tercih ediyorum.
Bu nedenle ben de sizlere :
“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”
demeyi uygun buluyorum.
Mezuniyetiniz kutlu, hukukçuluk yolunuz açık, kaleminiz, sözünüz adil ve doğru, seçiminiz gerçekten yana, yolunuz
Evrensellik yolu olsun.
Sizler hukukçusunuz bu bir meslek değil yaşam biçimidir. Hiçbir gücün önünde eğilmeyin, hiç bir makam ve mevkii uğruna gerçekten ödün vermeyin.
Yetişmesinde katkım, emeğim olduğuna inananlara, hakkımı bu ülkenin sizden sonraki çocukları için çalışmanız şartı ile helal ediyorum.
Hepinizin hukukçu kimliği önünde saygı ile eğiliyorum.
Var olun, varlığınızla bu ülkeyi müreffeh, bu dünyayı yaşanılır kılın.

Ülkenin bir bölümü kan ağlarken…

Bugün Galatasaray’ın yirmiüç yıl aradan sonra gelen Erkek Basketbol takımının şampiyonluğunu ve Babalar gününü kutlamayı çok isterdim.
Maalesef ülkenin bir bölümü kan ağlarken diğer bölümü ise kin ve nefret tohumları ile aşılanırken buna ne halim ne mecalim var.
Bayram yerine benzeyen bir ülkeye hasret duyarak ve bir gün olacağına inanarak kutlamalarımı erteliyorum.
Sarı Kırmızıya, Tüm renklere, Babalara, Çocuklara saygılarımla.

Zor Zamanda Konuşmak… (II)

“Daha önce ODTÜ olayları için kaleme aldığım bu yazıyı tekrar yayınlama ihtiyacı hissediyorum. 

Kendimi tekrar durumuna düştüğümün farkındayım ama bu durum maalesef her düzeyde yönetenlerin ısrarlı aynı hatalarından kaynaklanmaktadır.

Bu defa aynı yazıyı Gezi Parkı ve ülkeyi yönetme iddiasında bulunanlar için tekrarlıyorum. “

Değerli Arkadaşlar;
Türkiye’de gündem, maalesef yapmayı tasarladığınız işleri yapmanıza müsaade etmez.
Ben sizlerle Spor Kulüpleri Kanunu çalışmaları üzerine düşüncelerimi paylaşmayı tasarlarken, gündem bir anda ODTÜ’de meydana gelen protesto ve arkasından meydana gelen olaylar ile üniversite rektörlerinin bu konudaki açıklamalarına boğuldu.
Türkiye’de (belki de Dünya’da) yaşlanan insanların kendi gençliklerini unutmak gibi bir sorunları var.
Her genç insan hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, gençliği sürecinde mutlaka karşı olduğu düşünceleri protesto etme ihtiyacını duymuştur.
Yaşadığı ülkenin koşullarına, kendisinin sahip olduğu şartlara, ruh hali ile cesaret düzeyine bağlı olarak protesto etkinliğini (eylem terimi özel olarak seçilmemiştir) bireysel veya kitlesel gerçekleştirebildiği kadar gerçekleştirmiş ve fakat hiç gerçekleştirmemiş olsa bile mutlaka gerçekleştirmeyi istemiştir.
Bu etkinlikler katılanların tam olarak kendi iradeleri doğrultusunda gerçekleşmezler. Birçoğuna ağırlıklı olarak çoğunluk psikolojisi etki eder.
İktidar ve güç sahiplerine düşen gençlik günlerini unutmayıp, bu tür etkinlikleri anlayışla ve gerek tavır, gerek dil olarak sevgi ile karşılamaktır.
ODTÜ’de yaşananlar, öğrencilerin ortaya koyduğu protesto etkinliğinin polisin müdahalesi sonucu eyleme dönüşmesidir.
Kameraların tespit ettiği görüntüler öğrencilerin bir eylem hazırlığında olmadıklarını açıkça göstermektedir.
İktidar ve güç sahiplerinin tavırları ile kullandıkları sevgi ve anlayıştan yoksun dil, güvenlik güçlerini olumsuz etkilemiş ve protesto etkinliğini eyleme dönüştürmüştür.
Burada eylemi yapanların iradeleri eylem yapmak değil protesto etkinliği olduğuna göre kınanmasını gerekenler öğrenciler değil, etkinliği eyleme dönüştüren iradeyi ortaya koyan ve yönlendirenlerdir.
Ülkenin kaosa sürüklenmesini istemeyen her akil kişinin yapması gereken, benzer tespitlerde bulunmak ve gücü ölçüsünde sükunetin sağlanması için girişimde bulunmaktır.
Üniversitelerin koruyucusu ve önderi konumunda olmaları gereken rektörlerimiz bu sorumluluklarının gereğini yerine getirerek; kendilerini ifade etmek için protesto düzenlemeyi tercih eden öğrencilerin ve onları destekleyen öğretim üyelerinin de rektörü olduklarını unutmadan demeç vermeli, tavır almalıdırlar.
Bulundukları kurumun tepe noktasında olan veya o noktaya talip olan herkesin bilmesi ve hiç unutmaması gereken öğütler tarihimizin bize yansıttığı değerlerin içindedir.
Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye nasihatı her liderin başvuracağı temel kelamdır.
Bilmeyenler, bilip de unutanlar için giriş kısmını aşağıya yansıtalım.
“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana…
Güceniklik bize; gönül almak sana…
Suçlamak bize; katlanmak sana…
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana…
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana…
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana…
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…”
Yukarıdaki sözler gerçek bir lidere söylenmiştir.
Liderler veya olmaya talip olanlar kendilerine kızan, sevmeyen, küsenleri de bağırlarına basmak, anlamak, dinlemek, sevgiyle kucaklamak zorundadırlar.
Öfke ve kin böler, yıkar, parçalar, korkutur. Korkuya dayalı her üstünlük uzun süre sürse de biter.
Sevgi ise bütünleştirir, büyütür ve varlığı daim yani sonsuz kılar.
Sonsuzluk yani daima karşısında, her süre sınırlıdır.
Bu ülkenin çocuklarını kendi çocuklarımız gibi sevmeye ve hepsini kucaklamaya, kendi geleceğimiz ile insanlık haysiyet ve onuru bakımından mecburuz.
Ben  hem uzun yıllardır üniversite amfilerinde genç arkadaşlarımla vakit geçirmiş bir öğretim üyesi olarak hem de Batı’ya ve özgürlükçü düşünceye açılan pencerenin beşiği Galatasaray Lisesi’nde yetişmiş bir Galatasaraylı olarak, yaşanan son gelişmelerin ardından bu görüşlerimi sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum.
Zor zamanda konuşmayanın bir daha konuşmaya hakkı olmaz.
Bildiğimizi; korkularımız ve çıkarlarımız için başkalarından gizleyenlerden olmak, bize (insana) yakışmaz.
Sevgi ve saygılarımla

Eylem Halktan Başlamış ve Halka Ulaşmıştır

EYLEM HALKTAN BAŞLAMIŞ VE HALKA ULAŞMIŞTIR. BU OLABİLECEK EN BÜYÜK KAZANIMDIR, KAYBEDİLMEMELİDİR.
Değerli arkadaşlarım;
Günlerdir İstanbul’da ve ülkemizin dört bir yanında süren, halkın adam yerine koyulma ihtiyacını ortaya koymaya çalıştığı gösteriler hızını kesmeden sürmeye devam ediyor.
Süreç uzadıkça yılgınlık bekleyenler giderek hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu onları taktik değiştirmeye itiyor, ülkenin bütününde meydana gelenleri birbirinden bağımsız hareketler olarak göstermeye ve birbirinden koparmaya çalışıyorlar.
Daha da önemlisi “Kibir” hastalığını direnenlere de bulaştırmaya ve bu harekete bağlı olan taleplerin olabildiğince artırılmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Direnenlerin birbirinden koparılması ile amaçlanan direnişi sonlandırmak ve birliği dağıtarak bir daha tekrarlanmasına engel olmaktır.
Taleplerin artırılmasını sağlayarak da karşılanamaz talepler bakımından, söylemde harekete başarısızlık yüklemek ve hafızlara da böyle yer etmesini sağlamaktır.
Bu duruma karşı uyanık olmak gerekmektedir ve olmayacak taleplerde bulunmak hatasına düşmemek gerekir.
İktidarın düştüğü ve gerilimi tırmandıran güce bağımlılık eylemcilere de bulaşmamalıdır. Bu hareketin nasıl başladığı unutulmamalı, sivil inisiyatif hiçbir organize gruba bırakılmadan eylem başarı ile sonlandırılmalıdır.
Can kayıplarının başladığı ve bu durumun kışkırtmalar için uygun ortam hazırladığı açıktır.
Eylem halktan başlamış ve halka ulaşmayı başarmıştır. Bu olabilecek en büyük kazanımdır ve kaybedilmemelidir.

Bugün direnişe katılmazsak yarın çocuklarımızın yüzüne bakamayız

Bugün direnişe katılmazsak yarın çocuklarımızın yüzüne bakamayız.
Cumhurbaşkanının, Başbakan yardımcısının, iktidarının bakanlarının, İstanbul Belediye başkanının halka rağmen bir şey yapmanın mümkün olmadığını beyan ettiği, demokrasinin sadece seçimden ibaret olmadığını söylediği bir ortamda; Başbakanın hala geri adım atmadığını beyan eden konuşmaları ve medyanın tavrı insanları tahrik etmektedir.
Liderlik insanları kucaklamaktan geçer, sevdiklerinizi ya da sizi sevenleri kucaklamak marifet değildir.
Önemli olan sizi sevmeyenleri, sizi takdir etmeyenleri kucaklayabilmek onları anlayabilmektir.
Kendileri için değil bir inanç uğruna hareket eden herkes bunu bilir ve yapmaya gayret eder.
Aksine hareket sizi sevenler ile sevmeyenleri karşı karşıya getirir ve ödenemeyecek bir kul hakkının vebalin içine sokar insanı.
Dik durmakla, dikine gitmek arasındaki farkı anlamak insan sevgisini yüreğinde taşıyanlar için zor değildir.
Yunus’u, Mevlana’yı, Hacı Bektaş’ı bilenler her ne ararlarsa insan da ararlar, bir kez gönül kırmanın sonuçlarını bilirler, her günün yeni bir gün olduğunu ve yeni şeyler söylemek gereğinin farkına varırlar.
Bu gün yeni bir gündür ve dün söylenenler bu gün için yeterli değildir.
Bu gün istesek de istemesek de, sokakta en doğal hak ve ihtiyaçları için direnen, adam yerine konulmaktan başka talebi olmayan bu ülkenin insanının yanında olmak günüdür.
Korkunun, kişisel ikbal kaygısının artık insan olanların ruhunda ve aklında yeri yoktur.
Adam yerine konulmak isteyen herkesin yanında olmak, onları adam yerine koyduğumuzu göstermek için sokakta olmak zorundayım.
Gözlerimizin yaşı gazdan değil, gönlümüzün yumuşaklığındandır.

(Taksim) Bugün İstanbul’da Yaşananlar …

“Her ağacın kurdu özünden olur.”
Bugün İstanbul’da yaşananlar, kuvveti arttıkça gücünü teşkil edeni tanımamaya, inkar etmeye başlamanın ve gücün kaynağını kendinde görmenin en güzel örneğidir.
Muhalefetin yapamadığı kitleleri bir araya getirme, örgütleme ve direnme organizasyonunu, iktidar körlüğü ile yapmayı başaran gücün, kendi kendini yok etme süreci başlamıştır.
Ülkedeki demokrasi ve özgürlük ihtiyacı nedeniyle kitlleleri, arkasına almayı başarmış olan iktidar, kendi gücünün esiri olmuştur.
Büyüdükçe küçülmeyi başaramayanlar, dolu buğday başağının başını nasıl eğdiğini göremeyenler sıkıntılı süreci başlatmışlardır.
Hatadan dönme erdemi, erdemlerin en büyüğüdür.
Bu topraklarının tarihinin ve inanç mozaiğinin defalarca ortaya koyduğu ve büyüttüğü bu gerçek karşısında daha fazla sıkıntıya sebep olmamak gerekir.
Aksi takdirde bu topraklar üzerinde söylenmiş ve binlerce yıllık sözlü geleneği yansıtan her söz gibi ” Her ağacın kurdu özünden olur” sözü bir kez daha doğrulanacaktır.
Hiç kimsenin kötülüğünü istememek şiarı doğrultusunda, sözü doğrulayacak durumun ortadan kalkması temennisi ile…

“Avrupa Borç Krizi ve Küresel Piyasalar Paneli” İstanbul Üniversitesi’nde Gerçekleştirildi

İÜ İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva Tunç’un düzenlediği “Avrupa Borç Krizi ve Küresel Piyasalar Paneli”, 6 Mayıs 2013 Pazartesi günü İÜ Kongre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Panele, İÜ AB Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Rıza Güven, Marmara Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müfit Akyüz, İÜ İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva Tunç ve İÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Helvacı konuşmacı olarak katıldı.

İstanbul Üniversitesi öğrencileri ve akademik personelinin katıldığı panel, soru ve cevap bölümüyle son buldu.

Bugün 1 Mayıs

Bugün 1 Mayıs, Resmi Gazete’de demiryollarının özelleştirilmesine dair yasa yayınlandı.
Zamanlama mı, tesadüf mü?
Emek ve emekçi bayramında elveda onuncu yıl marşı, elveda Demir ağlarla ülkeyi örme.
Taksim’e çıkılsın mı, çıkılmasın mı tartışmaları arasında gelinen nokta budur, kutlu olsun.