Your browser (Internet Explorer 7 or lower) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.

X

Navigate / search

Ali Sami Yen Spor Kompleksine ait hukuki durum

Değerli arkadaşlar, Ali Sami Yen Spor Kompleksine ait hukuki durumu bilgilerinize sunmak isterim.

Böylece bu konuda basında yazılanlar veya söylenenler hakkında, gerçek durumu bilerek yorum yapmak olanağına sahip olabilirsiniz.

Stadyum henüz yapım aşamasında iken 2007 yılında Rahmetli Başkan Sayın Özhan Canaydın stadyumun kullanım haklarına ilişkin sözleşmeyi, zamanın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin ve GSGM genel müdürü Sayın Mehmet Atalay’la birlikte imza altına almışlardır.

Bu sözleşme ayrıca Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olurunu ve günün Maliye bakanı Kemal Unakıtan, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin, Toki Başkanı Erdoğan Bayraktar ve İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş ve Merhum Başkanımız Sayın Özhan Canaydın’ın imzalarını taşıyan 2006 tarihli protokole de atıf yapmaktadır.

Gerek Protokolün, gerek Ali Sami Yen Spor Kompleksine ait sözleşmenin tüm safahatine ve hazırlık sürecine katılmış bir kimse olarak konuyu birinci elden sizlere aktarıyorum.

Söz konusu sürecin yazıldığı kadar kolay olmadığını da eklemem zorunludur.

Bu Protokol ve Sözleşme ile Galatasaray Spor kulübünün söz konusu kompleksi bedelsiz olarak 49 yıllığına kullanma hakkına sahip olduğunu garanti altına almaktadır.

Bir başka deyişle süreçte basında yer alan ve devrin henüz yapılmadığına dair söylemler tamamen bir yanlış anlama veya anlatmanın ürünü olup, Stadyuma ilişkin tüm haklar CANAYDIN başkanımız tarafından garanti altına alınmıştır.

Devre ilişkin söylem ise TOKİ ile Müteahhit firma arasında yapılacak kesin kabul ile Galatasaray Spor Kulübü ile TOKİ arasında yapılacak inşaata ilişkin kabul işlemidir.

Stadyumun fiziken tamamlanmasının ardından eldeki belgeler tapuya verilecek şerh açısından yeterlidir.

Belirtilmelidir ki doğruyu tam olarak bilmeniz adına son bir durumdan daha bahsetmek zorunludur.

Stadyumun tesliminden önce yukarıdaki protokol ve sözleşmeye aykırı olarak, benim ısrarla bu tür bir sözleşme yapmamalarını söylememe rağmen Işın Çelebi ve Adnan Polat tarafından ek bir sözleşme yapılarak stadyumun reklam gelirlerinin % 15 lik kısmı ile yıllık Birmilyon USD’lik bir kira bedeli ödeme konusunda ek bir anlaşma yapılmış bulunmaktadır.

Bütün bu açıklamalar çerçevesinde altını çizerek Ali Sami Yen Spor Kompleksinin tüm haklarının 49 yıllığına Galatasaray Spor Kulübünün olduğunu, dolayısı ile kullanımının bir başkasına tahsisinin ancak Galatasaray Spor Kulübünün yetkili organlarının izniyle yapılabileceğini belirtmek isterim.

Bu haklar öylesine garanti altındadır ki, sözleşme milli takımın yapacağı en çok maç sayısını ya da milli bayramlarda kullanımın nasıl olacağına kadar bir çok ayrıntıyı belirlemektedir. Bir başka deyişle hiçbir kullanım keyfi değildir.

Bu çerçevede gelişen ve gelişecek olan bir başka takımın kullanımına tahsis durumunun ne şekilde mümkün olabileceğini tüm spor kamu oyunun ve özellikle Galatasaray’lıların bilgisine sunarım.

Hiçbir karanlık gerçeğin aydınlığına dayanamaz

Güneş nasıl balçıkla sıvanmazsa, hiçbir gerçek de karanlığın aydınlığına dayanamaz.

Bu gerçek, bazen kazanılmış bir şampiyonluktur. Bazen söylenmiş bir yalan ya da yapılmış hukuksuz bir işlem olabilir.

Hiç birisi karanlıkta kalmaz, kalacağını düşünenler yanılırlar, aldanırlar ve hata yaparlar.

Bir insanı ya da bir toplumu kendileri istemediği müddetçe sonsuza kadar kandırmak mümkün değildir.

Çıkarcılar ve menfaat peşinde koşanlar gerçeğin aydınlığının ışığından korkarlar ve karanlığı daha çok severler.

Ama aydınlık her şeye rağmen kazanır, kazanacaktır.

Yeter ki bizler karanlıktan korkmaktan vazgeçelim ve hiçbir olayı ve beyanı sorgulamaktan kaçınmayalım.

Gerçek sever olmak zordur, bunun dışında hiçbir beklentiyi kaldırmaz.

Taraf olmamayı gerektirir.

Gerçekler yar ve yardımcımız olsun.

Bence Başardın GALATASARAY

Bu akşam Türk Futbolunun iki büyük takımının maçı var.

Bunlardan birisi bu akşam alacağı sonuca göre şampiyonluğu kucaklayacaktır.

Her iki takımı da şimdiden kutlamak gerekir. Her ikisi de başarılı bir sezon geçirmiştir.

Futbolu çirkinleştiren olay ve kişileri hariç tutarsak bu iki büyük kulüp arasında yüz yıldır süren rekabet ve dostluk bundan sonra da sürecektir.

Spordan nasibini almamış, başarıyı yenmek olarak algılayan zihniyetin temsilcileri geçen yıl yapmış oldukları davranışlarla bütün Türk futboluna zarar vermişlerdir.
Aksi halde daha büyük zararlara uğramak kaçınılmazdır.

Bu kimseler zannedildiği ya da zannetikleri gibi sadece diğer kulüplere zarar vermemişlerdir.

Diğer kulüpler kadar, belki de daha fazla kendi kulüplerine ve taraftarlarına zarar vermişlerdir. Yaptıkları davranışlarla sporcularının emeklerine, taraftarlarının gayretine de ihanet etmişlerdir.

Çok uzun yıllar sürecek bir utanca sebep olmuşlardır. Başkaları da bu utancı ortadan kaldırmanın yolunu kapatarak bu zilletin sürmesini sağlamışlardır.

Umarım Futbolun tüm paydaşları bu gerçeği görür ve bu kimseleri dışlamayı başarır.

Bu akşam oynanacak oyunda sahada kardeşlik ve sporun hakim olmasını temenni ediyor ve şampiyonu şimdiden kutluyorum.

Nihayet son olarak yukarıda tarafsız olarak yazdığım bu satırlardan sonra elbette sevdalısı olduğum, gönül verdiğim renklerin başarısı için dua edeceğimi ve sarı kırmızının kazanmasını kişisel olarak arzu ettiğimi de açıklamak isterim.

Bence Başardın GALATASARAY, umarım bu akşam başarını TAÇLANDIRIRSIN.

Durum hukuki olmaktan çıkmıştır

Açıkça söylemek gerekirse durum hukuki olmaktan çıkmıştır. Yapılan değişikliğe rağmen, uygulamalar hukuki olmayıp hukuk dışıdır.

Elbette konuya taraf olarak bakanlar, ya da benim yorumlarımın da taraflı olduğunu düşünenler açısından söylenebilecek bir şey yoktur.

Konuya taraflı bakanlar açısından mevcut durum kendi taraftarı oldukları kulübün korunması yönünde gelişmiş ve böylece görünüşte bir başarı elde edilmiştir.

Oysa konuya tarafsız veya hukuk açısından bakanlar bakımından kayıp büyüktür.

Toplumun adalete bakışı sarsılmış ve adaletsizliğin hakim olduğu, güçlünün dediğinin olduğu ve yapanın yaptığının yanına kar kaldığı anlayışı hakim olmuştur.

Bu durum suçlu oldukları halde korunan kulüp taraftarları açısından da bu şekildedir ve toplum bilinci üzerinde önemli bir yıkım teşkil edecektir.

Üstelik bu hesabın yanlış olduğu baştan bellidir ve tüm yanlış hesaplar gibi simgesel olarak Bağdat’tan dönecektir.

Maalesef doğruluğun ve adaletin beşiği olan Doğu, bunların yüzünden artık adaletsizliğin ve haksızlığın kol gezdiği yer olarak, Batı tarafından yaftalanacaktır.

Buna sebep olanların utanmaları gerekecekse de, bunların utanma duygularının yerinde artık menfaat, çıkar gibi unsurlar bulunduğundan, utanma da bizlere kalacaktır.

Ancak meselenin az da olsa iyi bir yanı bulunmaktadır. Bu da kirlinin varlığının temizi net bir şekilde ortaya çıkarmış olduğudur.

Kalamış tesislerinde yazılı olan bir slogan “Daima daha güçlü olabilmemizi sağlayan rakiplerimize teşekkür ederiz” şeklindedir.
Bundan böyle de, dürüstlüğümüzü ortaya çıkaran rakiplerimizi tebrik etmekten başka yapacak bir şey yoktur.

Bu beyanlar suçsuz insanları suçlamak için yapılmamıştır, sadece suçları sabit olan kişi ve kulüplerin sanki suçsuzmuş gibi gösterilmesinin toplumu içine sokacağı durum göz önüne alınarak yazılmıştır.

Bu durum kalıcı değildir, bu güne mahsustur, geçicidir. Hiç kimsenin özellikle de dürüst insanların yılmamalarını ve inançlarını kaybetmemelerini talep ediyorum.

Yılmayın; dürüstlüğe ve adalete olan inancınızı ve bu yoldaki direncinizi artırın.

Bu İnanç ve direnç suçlulara verilecek en büyük cezadır.

Onlar başkaları veya içinde bulunduğumuz sistem tarafından aklanmaya çalışılsalar da, kendilerinin suçlu olduğunu bilmektedirler ve sizinle karşılaştıklarında durumun ağırlığı altında ezilmeye mahkumdurlar.

Haklı ve doğru mutlaka kazanır. Bu bir temenni ya da dilek değildir.
Dünya kuruldu kurulalı değişmeyen bir kuraldır.

“Doğacaktır vaad ettiği günler hakkın
Belki yarın belki yarından da yakın”

diyen Akif’in haklılığının bir kez daha kanıtlanması arzusu ile…

58. Madde Hakkında

Değerli arkadaşlar sizlere en geç bugün görüş açıklamayı taahhüt etmiştim. Bu nedenle kısa da olsa görüşlerimi açıklamak isterim. Geniş açıklamayı ancak haftaya yapabileceğim.

Sebebi Adalet Bakanlığı’nın, 1 Temmuz 2012 ‘de yürürlüğe girecek olan Türk Ticaret Kanunu’nun bazı maddelerinin gözden geçirilmesi bakımından, Kanunu hazırlayan komisyonu tekrar toplantıya çağırmış olmasıdır.

Kanunu hazırlayan komisyonun üyesi olduğum için, ben de toplantıya davetliyim ve bu konuda yoğun olarak çalışmam gerekiyor.

Her şeye rağmen verdiğim tüm sözleri tutmak konusunda bir hassasiyetim olduğu için, yine de görüşlerimi açıklıyorum

Öncelikle belirtmek istediğim husus 58. maddenin mevcut değişik hali ile hem fikir olmamın mümkün olmadığıdır.

İkinci olarak ise, TFF’in bu maddeye ilişkin olarak bir genel kurul kararı aldığını ve bu kararda oy birliği ile 58. maddenin değişmemesine karar verildiğini hatırlatmak isterim.

Elbette TFF Yönetim Kurulu da Genel Kurulun almış olduğu bu kararla bağlıdır. Bir başka deyişle Yönetim Kurulu Genel Kurul kararına aykırı hareket etmektedir. Bu davranışın adı görevin ve yetkinin kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar Yönetim Kurulu bu konuda yetkili ise de üzerinden henüz 3 ay bile geçmemiş bulunan bu karara aykırı davranış kötü niyet ifadesidir.

Ancak spor kulüplerimiz bu durum karşısında Yönetim Kurulu aleyhine hala bir dava açmamışlardır. Bu durumda iki olasılık vardır.

Bunlardan birincisi spor kulüplerimiz, medya önünde 58. maddenin değişmemesi yönünde görüş açıklamakla beraber aslında 58. maddenin değişmesini istemektedirler ki bu durum en hafif söyleyişle iki yüzlülük olup bütün kamuoyunu aldatmak maksatlıdır.

İkincisi spor kulüplerimizin kullandıkları oy yönünde dava açmak için geç kalmış olmalarına rağmen bu davayı açmaya niyetli olduklarıdır.

Ancak spor hukuku çerçevesinde 58. maddenin değiştirilmesine hızlı bir şekilde tahkime müracaat ederek sadece Trabzonspor karşı çıkmış ve Galatasaray gecikmeyle de olsa tahkime müracaat ederek bu konuda iki spor kulübünün girişimi olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Şike olayına karışmış olan diğer kulüpler ise büyük bir iki yüzlülük örneği sergileyerek vermiş oldukları aleyhte oylara ve kamu oyu önünde yapılmış beyanlarına rağmen hareketsizliği seçmişlerdir.

Bir kulübümüz CAS’taki davasından aksine beyan ve söylemlerine rağmen feragat etmiş ve bunun gerekçesi olarak da ülke menfaatlerini göstermiştir. Fakat hiç kimse kendilerine davayı açarken ülke menfaatlerini neden düşünmediklerini sormamıştır.

Kanaatimce aynı kulübümüz bir süre sonra da ülke menfaatlerini gerekçe göstererek Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligine katılmama kararlarını açıklayacaklardır.

Bu kehanetim doğrulandığında sizlerden talebim bunun çok önce tarafımdan söylendiğini hatırlayarak, bu kimselerin kapalı kapılar ardında ayıplarını ört bas etmek amacı ile yapmış oldukları pazarlıkları ülke menfaati siperinin arkasına saklayarak, bu güzel ülkenin saf ve bakir insanlarını nasıl aldattıklarını görüp teşhir etmenizdir.

Son söz olarak; şike olaylarına hiç karışmamış olduğu sabit olduğu olan Galatasaray Spor Kulübünün kendisini TFF disiplin kuruluna sevk etmiş bulunan TFF Yönetim Kurulu üyeleri ve Başkanı aleyhine derhal maddi manevi tazminat davası ile görevi kötüye kullanma davası açmalarının gerektiğini belirtmek isterim.

Çekilen ihtarnamede zarara uğranılırsa dava açılacağı ihtar edilmiştir. 107 yıllık bir kulübün yöneticilerinin daha nasıl bir zarar beklediklerini anlayabilmiş değilim.

UEFA ve 58. maddi içeriğine ise daha sonra değineceğim.